|
Ameliyat sırasında ve sonrasında görülen komplikasyonlar nedeniyle prostat büyümesinin tedavisinde olumsuz etkileri çok az veya hiç olmayan yöntemler üzerinde çalışılıyor. Bunlar arasında en sık kullanılan yöntem "lazer". Lazer yöntemi genellikle küçük prostatlarda ve ameliyatın risklerini kaldıramayacak kadar yaşlı kişilerde tercih ediliyor. Bu yöntemde, "üretra" denilen dış idrar kanalı girilerek prostata lazer ışınları uygulanıyor. Prostat dokusunda 100 dereceye varan yükseklikte sıcaklık oluşturan lazer ışınları, prostatın yanarak buharlaşmasına sebep oluyor. Kızgın tavada kızaran bir etin küçülmesi gibi, ısı uygulandıktan sonra prostat bezinde küçülme oluyor. Prostat Kanseri Genel Bilgi Prostat kanseri en sık kanserler arasında. ABD'de yapılan araştırmalara göre, prostat kanseri akciğer ve kalın bağırsak kanserlerinin önüne geçerek erkeklerdeki en sık kanser türü haline geldi. Prostat kanseri tüm kanserlerin %32'sini oluşturuyor. Prostat kanseri yaşlı erkek hastalığı olarak biliniyor. Ancak 40 yaş altında da nadiren görülebiliyor. Yapılan otopsi çalışmalarına göre 50 yaş üzerindeki her 10 erkeğin dördünde prostat kanseri bulunuyor. Ancak, prostat kanseri oldukça yavaş bir seyir izlediği için bu kişilerin çoğu farklı sebeplerden ölüyorlar. Yaş ilerledikçe prostat kanseri riski artıyor. Yine otopsi sonuçlarına göre 75 yaş ve daha yukarısındaki her 4 erkeğin üçünde prostat kanseri var. Erkek ömrünün 100-110 seneye uzaması durumunda her erkeğin prostat kanserine yakalanacağı düşünülüyor. Prostat kanseri olasılığı bu kadar fazla olsa da, klinik düzeyde, yani teşhis edilebilen prostat kanseri vakaları daha az sayıda. Prostat muayenesi ve kan tetkiki ile yapılan taramalarda hiçbir idrar yakınması olmayan erkeklerin %7'sinde prostat kanseri teşhis ediliyor. Üroloji uzmanına idrar şikayetleri ile gelip, prostat muayenesinde ve kan tetkikinde anormallik olan erkeklerin ise yaklaşık %40'ında prostat kanseri teşhis ediliyor. Prostat Kanserinin Teşhisi "50 yaşın üzerindeki erkeklerin en az senede bir kez üroloji uzmanına muayene olmaları ve PSA tetkiki yaptırmaları gerekiyor" Prostat kanserinin kendine özgü bir belirtisi yok. Yol açtığı şikayetler iyi huylu prostat büyümesiyle aynı. İleri evre kanserlerde kemik ağrıları ön planda olabiliyor. Prostat kanserinin teşhisinde en önemlisi prostat muayenesi. Rektal yolla yapılan bu muayenede prostatın sert olarak hissedilmesi veya nodül ele gelmesi, şüpheli bulgular arasında. Teşhiste yardımcı olan en önemli kan tetkiki ise PSA (prostat spesifik antijen). Normal üst sınırı 4 ng/ml olan PSA'daki yükselme prostat kanserinin erken belirtisi olabiliyor. Makattan yapılan "rektal ultrasonografi"de nodül görülmesi de şüphe uyandırıcı olsa da teşhiste çok önem taşımıyor. Prostat muayenesinde şüpheli sertliği veya PSA değeri yüksek olan kişilere prostat biyopsi öneriliyor. Makattan yapılan prostat biyopsisi çok ağrılı bir işlem değil. Biyopsi öncesi mutlaka antibiyotik verilmesi gerekiyor. Prostatın çeşitli bölgelerinden çok sayıda parça alınarak mikroskobik incelemeye alınıyor. Patolojik olarak prostat kanseri tanısı konulan hastalara, yaşına ve kanserin evresine göre tedavi uygulanıyor. Prostat Kanserinin Tedavisi Prostat kanserinin kesin tedavisi ameliyat. Kanser, prostat sınırlarını aşmadıysa, organın tamamen çıkartılması hayat kurtarıcı oluyor. Prostat kanseri oldukça ağır ilerleyen bir kanser türü olduğu için, ileri yaşta (70'in üzerinde) teşhis edildiğinde genellikle ameliyat önerilmiyor. Teşhis anında prostat dışına yayılmış kanserlerde ise yine ameliyat yapılmıyor ve ilaç tedavisi veriliyor. Prostat kanserinde uygulanan ameliyata "radikal prostatektomi" deniliyor. Bu ameliyatta prostat bezi, kapsülüyle birlikte çıkartılıyor. Hedef, geride prostat dokusunun kalmaması. Radikal prostatektomi, büyük ve riskli ameliyatlardan birisi olarak kabul ediliyor. Ameliyata bağlı ölüm riski %1 civarında. Ameliyat sonrasında ereksiyon sorunları, idrar kanalında tıkanma ve idrar tutamama görülebiliyor. Son yıllarda geliştirilen sinir koruyucu ameliyat teknikleri sayesinde penise giden ve prostatın hemen yan tarafından geçen sinirlere hasar vermeden prostat çıkartılabiliyor. Bu nedenle ameliyat sonrası sertleşme sorunu da yaşanmıyor. Eğer kanser, çevredeki lenf bezlerine veya kemiğe sıçradıysa ameliyat önerilmiyor ve ilaç tedavisi veya radyoterapi uygulanıyor. Prostat bezi testosteron uyarısına karşı hassas olduğu için, ilaç tedavisindeki temel hedef kan testosteron düzeyini azaltmak hatta sıfırlamak. Bunun için testosteron sentezini azaltan ve testosteronun etken maddesine, yani dehidrotestosterona dönüşümünü engelleyen ilaçlar kullanılıyor. Prostat İltihabı Akut Prostatit Prostat büyümesi ve kanseri orta yaş üzeri erkeklerin hastalığı kabul edilirken, prostatın iltihabi hastalıkları sıklıkla genç insanları etkiliyor. Prostat, dış idrar kanalının arka 4-5cm'lik kısmını, arka üretra denilen bölgeyi çepeçevre saran bir organ. Prostatın kanalları direk olarak arka üretraya açılıyor ve bu nedenle idrar içerisindeki her türlü mikrop prostatı etkileyebiliyor. İdrardaki bakteriler küçük kanallar yoluyla prostata ulaşarak iltihaba yol açabiliyor. Prostat iltihabı, mikrop alındıktan sonra hemen ortaya çıkıp şiddetli şikayetlere yol açabiliyor. Bu tür ani prostat iltihaplanmasına "akut prostatit" deniliyor. Makat bölgesinde şiddetli ağrı, idrar yaparken yanma ve hatta idrar yapamama gibi şikayetlerle kendini gösteriyor. Sebebi genellikle idrar kaynaklı mikroplar olan akut prostatit yüksek ateşe yol açıyor. Yapılan idrar tetkikinde genellikle bakteri üretilebiliyor. Akut prostatitte kanda bakılan PSA oldukça yüksek seviyelere ulaşıyor. Bu durumu kanserle karıştırmamak gerekiyor. PSA'daki bu yükselme birkaç ay içerisinde normale düşüyor. Akut prostatit teşhisi çoğunlukla klinik olarak yapılıyor. Ani başlayan şiddetli idrar şikayetleri, makatta ağrı, PSA yüksekliği, idrarda bol lökosit veya mikrop görülmesi teşhis için yeterli kabul ediliyor. Makatan yapılan muayenede prostat oldukça gergin ve ağrılı olarak hissediliyor. Ancak prostat muayenesi, çok ağrılı olduğu ve buradaki mikropların kana karışmasına yol açabileceği için önerilmiyor. Akut prostatit, tedavi edilmediğinde mikropların kana karışmasına bağlı şoka ve ölüme sebep olabiliyor. Klinik olarak teşhis edildiğinde derhal tedavinin başlatılması gerekiyor. Çok kısa sürede uygun kan düzeyine ulaşmak için damar yoluyla güçlü antibiyotik tedavisine başlamak gerekiyor. Tedavide üçüncü kuşak sefalosporinler (seftriakson) veya kinolon grubu (siprofloksasin) antibiyotikler kullanılıyor. Belirli bir kan antibiyotik düzeyi elde edildikten ve klinik cevap alındıktan sonra en az 6 hafta süreyle antibiyotiklerin ağızdan alınan formlarının kullanılması gerekiyor. Kronik Prostatit Prostat iltihabı, ani ve şiddetli bir başlangıç yerine sinsi bir seyir izleyip uzun süreli rahatsızlıklara da yol açabiliyor. Kronik prostatit denilen bu durum genç erkeklerde üretrit veya akut prostatit sonrası başlayabiliyor. Şikayetler, yaşla meydana gelen prostat büyümesine benziyor. Muayenede prostat genellikle normal büyüklükte oluyor. Ultrason ile yapılan ölçümlerde de prostat ağırlığı genellikle 30 gramın altında bulunuyor. En rahatsız edici şikayetler, sık idrara çıkma, sürekli idrar varmış hissi, idrarda yanma, makat bölgesinde ağrı ve defekasyon sonrası penis ucundan meni kıvamında bir akıntı gelmesi. Teşhis genellikle muayene ve öykü ile konuluyor. Kronik prostatite yol açan mikrobu bulmak için, prostat masajı sonrası elde edilen akıntı yayması, idrar tetkiki ve kültürü kullanılıyor. Yapılan tüm tetkiklere rağmen hastalığa yol açan mikrop genellikle bulunamıyor. Kronik prostatit tedavisi çoğu kez körlemesine yapılıyor. Sıcak oturma banyoları şikayetlerin oldukça azalmasını sağlıyor. Tedavide kinolon grubu antibiyotikler üç aya varan sürelerle kullanılıyor. Prostat büyümesinde kullanılan alfa 1 blokörleri kronik prostatit tedavisinde de kullanılabiliyor. Kaynak: Doç. Dr. Mahmut Ferda Şenel
|